Savaş Sanatı – Sun Tzu

Savaş-Sanatı-sun-tzuMÖ 500’de yaşamış Çinli bir komutan, filozof ve askeri bilge olan Sun Tzu’nın, dünyanın en eski strateji kuramlarını içinde barındıran kitabı. Kitap, savaş stratejilerini içeren; aslında sosyolojik çıkarımlar da yapabileceğimiz akıcı bir kitap.

“Savaşmaksızın başkalarının ordularını alt etmek, hünerlerin en iyisidir.”(s.11)

“Bilgeler asla büyük olanı yapmazlar ve ululuklarına bu yolla ulaşırlar.”(s.12)

“Denge ve Uyum kitabı şöyle der: Eylemden sonra duyumsayıp kavramaya kavrayış adı verilemez. Çabayla kazanılan başarıya başarı denilemez. Görmeden sonra bilme, bilme olarak nitelendirilemez…”(s.14)

“İyi bir tacir hazinelerini gizler, hiçbir şeyi yokmuş gibi davranır. İyi bir zanaatkar iz bırakmaz.”(s.16)

Bu söze binaen “Sürpriz Ol” mottosu ile aklıma gelen bir film sahnesini de sizinle paylaşmak istiyorum.

Devamı »

Reklamlar

Düşler Bahçesi (2012)

We Bought a Zoo, 2012 yapımı bir Amerikan filmi. Bu film, terk edilmiş bir hayvanat bahçesini satın alan bir ailenin yeni yaşamlarını konu alıyor. Bu film, Benjamin Mee’nin kendi yaşamını anlattığı “Düşler Bahçesi” isimli kitabına bir uyarlamadır. Kitabı okumanızı tavsiye ediyorum; çünkü sizi gerçek bir maceranın içine sürükleyecek etkileyici ve öğretici bir kitap. BBC ve Animal Planet’ın çekmiş olduğu “Dartmoor Zoological Park” belgesellerini de kitabı okuduktan sonra izlemeyi unutmayın. 🙂 Keyifli seyirler.

Yukarıdaki resimlerde Benjamin Mee’yi ve onun çocuklarını görüyorsunuz

Devamı »

Tembellik Hakkı – Paul Lafargue

18517003 (1)Lafargue, 20.yy Fransa’sında sosyalist düşünce ve eylemlerin önderlerinden birisidir. Marx’ın damadı olarak da tanınır. Bu eser, Lafargue’ın çalışma ve iş üzerine fikirlerinin yer aldığı bir kitaptır.

“Tembellik insanın doğasında var. Çalışma sözcüğünün Fransızcası “travail”, “zahmetli iş, acı veren iş, bir tür işkence” anlamlarını içeriyor. Eskiçağ Atina’sında çalışma, kölelere özgü aşağılık bir uğraş sayılırdı.”(s.61)

“Boş zaman, T.S.Eliot’a göre “kültürün temeli”ni oluşturur.”(s.63)

“Ey Melibe, bir Tanrı bağışladı bize bu aylaklığı (Vergilius, Çoban şiirleri)”(s.73)Devamı »

Haksız Yönetime Karşı – H. David Thoreau

18517003 (1)Kendisine ve yaşam tarzına hayran olduğum bir insanın, Henry David Thoreau’nun, yazmış olduğu çok önemli bir eser. Thoreau bu eserinde, yönetim konusundaki görüşlerinini ele almış. Kendisi Amerika’da insan hakları adına mücadele etmiştir. Bununla beraber, “sivil itaatsizlik” kavramını da dünyaya öğreten kişidir diyebiliriz. Birçok kişi Thoreau’nun düşüncelerini bugün dahi kendisine rehber edinmektedir. Gandhi’nin savaşsız direnme öğretisi de bu eserden esinlenerek gelişmiştir.

“En iyi hükümet en az yöneten hükümettir.”(s.19)

“Geçiştiricilik ne kadar çok sağlanırsa, yönetilenler o kadar rahatsız edilememiş olurlar.”(s.20)

“İyi ve kötü üzerine, çoğunluğun değil, yalnızca vicdanların karar verdiği bir hükümet olamaz mı acaba?”(s.21)

“Doğruya olan saygımız ölçüsünde yasaya saygı beslemeye özenmemeliyiz. Boynumun borcu bildiğim tek şey, doğru bildiğim şeyi her istediğim zaman yapmaktır.”(s.21)Devamı »

Tanrım konuş benimle!

Adam fısıldadı: “Tanrım konuş benimle.” Bir kuş cıvıldadı ağaçta; ama adam duymadı.

Sonra adam bağırdı: “Tanrım konuş benimle.” Gökyüzünde bir şimşek çaktı; ama adam dinlemedi onu.

Adam etrafına bakındı ve, “Tanrım seni görmeme izin ver!” dedi. Bir yıldız parladı gökyüzünde; ama adam farkına varmadı.

Ve yüksek sesle haykırdı: “Tanrım bana bir mucize göster.” Bir bebek doğdu bir yerlerde; ama adam bunu da bilmedi.

Sonra çaresizlik içinde sızlandı: “Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla, ne olur!” Bir kelebek kondu adamın omzuna, adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı…

Bütün Dünya Dergisi, Mayıs 2002

İtiraflarım – Lev Tolstoy

itiraflarim-dunya-klasikleri-lev-tolstoy-antik-kitap-106528-12-BBu kitap iyi eğitimli, zengin ve iyi bir sosyal statüye sahip Tolstoy’un kendine ve yaşamın anlamına doğru yaptığı yolculuğu ele alıyor. Bu kitabı tavsiye ediyorum; çünkü hayatımız, üzerine düşünmemizi gerektirecek kadar değerli. İyi okumalar. 🙂

“Bütün deliler gibi ben de kendim dışındaki herkese deli diyordum.” (s.15)

“Öğretmenlik içinde bir yılımı geçirdikten sonra hiçbir şey bilmeden insanlara nasıl öğretmenlik yapılabileceğini keşfetmek için yurtdışına çıktım.” (s.19)

“Bugün yaptıklarımın ve yarın yapacaklarımın sonucunda ne olacak? Hayatımın sonucunda ne olacak?” (s.30)

“Şunu anladım ki kendimi bilginin parlak alanına teslim ederek sadece dikkatimi sorudan başka bir yere kaydırıyordum. Önümde açılan ufuklar ne kadar cezbedici bir açıklıkta olsalar da, o bahsettiğim bilimlerin sonsuz enginliğine dalmak ne kadar cazip olsa da şunu çoktan anlamıştım ki bu bilimler ne kadar kesin olurlarsa benim ihtiyacımı karşılamaktan o denli uzak oluyorlardı.” (s.37)Devamı »

Mektuplaşan kaldı mı!

Dikkat! Bu yazıda geçen yer ve kişiler -geçiyorsa tabi- gerçektir!

Eveet yıl olmuş 2018. Soruyorum sizlere mektuplaşan kaldı mı? Efendim, duyamadım. Bir şeyler söylüyorsunuz ama anlamıyorum. Neyse, ben size mektup maceramı anlatayım yaklaşık bir buçuk yıl kadar önce tanıştığım bir arkadaşım var. O da benim gibi rahatlıktan canı sıkılan ve kendine maraz çıkarmaya eğilimli bir arkadaş. Nerede tanıştığımı sormayın kısa bir hikaye, anlatamam. Neyse biz bu arkadaşla 8 aydır mektuplaşıyoruz. Telefon mudur WhatsApp mıdır nedir onlarla da görüşmemeye karar verdik. Geçenlerde bir mektubu, bir elimde taslak öteki elimde daktilo tam üç saatte yazdım. Sonra daktilonun inatla yanlış yazdığı kelimelere baka baka katlayıp zarfa koydum kağıtları ve gönderdim. Öyle pullar falan kalmamış şimdi. Gidip o nostaljiyi bozmanız ısrarla isteniyor, benden söylemesi. Neyse konumuz o değil. Toplamda iki daktilo şeridi ve tonlarca zaman harcadığım mektuba ne oldu dersiniz. Postacının elinde kayboldu. Ne mi hissettim? O kaybolan mektupla birlikte anılarımın ve umutlarımın da kaybolduğunu hissettim. Yalan yok. Şimdilerde düşünüyorum ve hatırlayamıyorum yazdıklarımı. Eee sonra ne mi oldu? Sonu yok, bu kadar. Abdurrahim Karakoç’un da dediği gibi, hiç haber çıkmadı geçti on pazar.

Bir haberde okumuştum. Almanya’da bir postacı üşenmiş, götürmüş mektupları ve atıvermiş bodrumunda bir köşeye. Acaba bizim mektup da bir üşengen postacıya mı rastladı!

Niye mi yazdım bunları? Ben bugün postaneye gidiyorum da aklıma geldi, öyle yazayım dedim.